Yeni Çarşı Günlükleri – Yıldızlar, Kaderler ve Gazeteler

0

ocak 2, 2019 – galatasaray

H. H. MERİÇ

Nedenler neden bu kadar önemlidir hayatta? ‘Ne’den ya da ‘nasıl’dan ziyade, hatta ‘kim’in dahi bir parça önünde, ilgimizi niye hep neden sorusu çeker? Bazen başımıza ne geldiğini bile tam anlayamadan, olan şeyin neden bize olduğuna takılmamız, sebebinin sorgulanması dahi ayıp olan edimlerde yine de dayanamayıp ‘İyi de neden dövmüş?’ diye ortaya atlayanların hiç de az olmaması, resim yapan ya da kitap yazmaya çalışan birileri ile tanışıldığında neden böyle bir uğraşın içine girdiklerinin – illaki – sorulması… niyedir ki?

Belli ki neyi neden yaptığımız, sormayı en çok sevdiğimiz sorulardan biridir. Sanat üretiminde biraz karavana bir soru olsa da, kişisel alanımızda psikoloji, toplumsal dinamiklerde de sosyolojiyi doğuran kelime hep ‘neden’ olmuştur.

4-7 yaş çocukluğumuzun, yetişkin sinirlerini zıplatan merakıyla ‘peki ama neden’ diye sormaya devam edelim. İnsan ve toplum neden, neden sorusunun peşine düşer? Net akademik cevaplardansa kişisel lakırtıların diyarındayız tekrar. Cevap muhtemelen kader kelimesiyle ilintili. Bir yerlerde yazılı olan/olmayan ve bilmediğimiz geleceğimiz…

Kader kelimesiyle olan ilişkimiz ister bir derviş misali kucaklayıcı isterse de Tanrısal egolarımızdan dolayı otokrat olsun, onu kabul etme ya da ona hükmümüzü geçirme arzumuz hayati bir ihtiyacın doğmasına neden olur.

Bilgiye ulaşma ihtiyacı…

Yaşadıklarımızı neden yaşadığımızı anlayabilirsek (diye güdülenir içimiz), yaşayacaklarımıza daha rahat hakim ya da teslim olacağımızı zannederiz.

Sebep ne olursa olsun, bilgilenme ihtiyacı günlük varoluşumuza doğrudan tesir eder. Düşüncelerimizi, duygularımızı ve eylemlerimiz eriştiğimiz bilgilere göre inşa ederiz.

Sanırım bu noktada karşımıza çıkan en önemli sorun bilginin niteliği oluyor. Genel olarak yaşamda gözlemlediğim tavır, hayatlarımızı biçimlendiren bilgilerin hep daha akademik, felsefi ya da ruhani olduğunu zannetmemiz yönünde. Kaderlerimizin yıldızlarda yazılı olduğuna inanmamız bundandır biraz da. Öylesine önemli bir bilgidir ki bu, varlığımızdan haberi dahi olmayan yıldızlar bize bu sırrı vermek için aralarında anlaşıp türlü türlü şekillere girerler…

Alaycılığımdan da anlaşılacağı üzere ben pek de öyle olduğunu düşünmüyorum. Bence kaderimiz yıldızlarda değil, gazetelerde yazar. Bizler, sıradan insanlar, sıradanlığımızdan öylesine rahatsız oluruz ki bunu görmek istemeyiz ve gazetelerden yağan bilgileri küçümseriz, önemsemeyiz.

Belki de bu yüzden daha niteliksiz olduğu düşünülen bilgiye ‘haber’ adını veriyoruz. Gündelik olarak doğanın ve milyarlarca insanın birbiriyle sonsuz bir kombinasyonda etkileşiminden ortaya çıkan aksiyonun bilgisi… Kabul etmek istemesek de kararlarımızı biçimlendirme yoluyla, kaderlerimizi şekillendiren asıl bilgi de budur. Derin sırlar ya da kadim bilgeliklerden ziyade sokaktaki kadının/adamın başına gelenler, manasız bir oyunda kaleye yuvarlanan bir top, bir tanıdığımadığımızın ölümü ya da bir bebeğin doğumu, piyangonun kime çıktığı… vs… vs… Bunun gibi önemsiz görünen bilgilere gün boyunca maruz kalıp inşa ettiğimiz duygusal durumumuz ve bu durumun etkisi altında verdiğimiz kararlar yaşam yolumuzun çatallarında ve kavşaklarında nereye doğru ilerlediğimizi belirler.

Gazete de (daha geniş anlamda basın/medya) bu ‘niteliksiz’ bilgileri bize ulaştıran ana araç olduğu için hayatlarımız üzerinde ciddi bir güce sahip. Bu gerçeğin farkında olanların sayısı da öyle pek kısıtlı, küçük bir kitle değil.

İdeolojik/dini örgütlerin bir gazete/dergi etrafında örgütlenmeye bu kadar takıntılı olması, modern tarihin tüm iktidarlarının, her türlü siyasi partinin ve sermaye gruplarının, gazetelerin ne yazacaklarını kontrol etmeye çalışmaları belki bu gerçekle açıklanabilir. Haberi manipüle etmeye yönelik bu takıntının sadece ülkemizde değil tüm Dünya’da, gazetelerin ve gazetecilerin itibarını ne hale getirdiği de hepimizin malumu. 70lerin altın çağını saymazsak, gazeteciler en güvenilir kurum/meslek yoklamalarında öyle her daim şampiyonluğa oynayan bir takım olamamıştır zaten.

Neyse… Meraklı çocukluğumuza geri dönüp o ‘melun’ soruyu tekrar sorayım. Bütün bunları size ‘neden’ anlatıyorum?

Bu lakırtılar size Jurnal’i anlatmak için.

Jurnal.net, Genel Yayın Yönetmenimiz Sayın Sinan Sayrugaç’ın emekleriyle ve ‘Her zaman doğru, daima net’ pusulasıyla 1 Nisan 2000 tarihinde gazeteciliğin netameli okyanusuna yelkenlerini açtı. Belki de yakın tarihimizin en çalkantılı sayılabilecek 18 yılı boyunca rotasından zerre şaşmadan yol aldı. Okurunun zekasına her daim güvenerek, onu ‘aydınlatmaya, eğitmeye, bilinçlendirmeye’ değil sadece bilgilendirmeye çalışarak bu özel yaşa geldi. Doğduğu sokaklar olan Beyoğlu’nun ve onun temsilinde de ülkenin dönüşümüne tanıklık etti. Yeni yaşına ve yeni yıla da, taze bir ekiple, genç bir yüzle giriyor. Tepişen filler zaten hepimizin malumu olduğu için çimenlerin hikayesine odaklanmaya devam edecek. Kişinin kendi hayatı üzerindeki tasarrufuna olan saygısıyla ‘nitelikli’ haberi sizlere ‘yontmadan’ iletecek ki, kaderlerimizle ne istiyorsak yapabilelim. Başarabilirse, Fransızca ‘günlük gazete’ anlamına gelen Journal kelimesinden devşirilen ve maalesef coğrafyamızda başına türlü talihsizlikler gelmiş ‘jurnal’ kelimesine de itibarını iade edecek.

Ben de bir yandan Yayın Koordinatörü ve Yayın Kurulu Üyesi olarak gazetemizin bu ağır sorumluluklarının hakkını verebilmesi için ekip arkadaşlarıma yardım etmeye çalışırken, diğer yandan sizlerle bu köşede, Jurnal.net’in kalbi olan Yeni Çarşı Caddesi’nin hikayelerini paylaşacağım. Belki bu sayede ortak kaderimizde ne yazıyormuş, sonunda beraberce okuyabiliriz diye.

Bekleriz efendim.

 

Share.

About Author

Gazeteci, Yazar. Jurnal.Net. Takip edin twitter veya instagram

Leave A Reply