Umur Talu: Hak ne, adalet ne?

0

Çünkü bu ülkede, iktidar da fütursuz, başka iktidar odakları da.
Medya sadece basın özgürlüğü kurumu değil, bir silah, bir kalkan, bir tank, bir avcı, bir bombardıman uçağı, bir kaldıraç, bir vinç, bir dozer.
İktidar gücü de.

DİDİK

1. Başka medya grupları da dahil, başka büyük işletmeler onca Maliyeci tarafından didik didik edilmiyorsa, “kimin ne zaman neden didiklendiği” (veya kurcalanmadığı) objektif bir duruma değil, sübjektif bir tercihe dayanır.
2. Dolayısıyla, daha önce “mutabakat” ile büyük bir borcu affedilebilen büyük medya grubuna gelen yeni ceza da, zamanlaması (seçim öncesi), muhatabı (Başbakan’ın boykot edilmesini istediği grup), miktarı (darbe vurucu, çıldırtıcı, diz çöktürücü) boyutlarıyla, doğru ve kanuni olsa bile, “haksız, hakkaniyetsiz, iradi” algılanır.
3. Daha önce bu grupla uzlaşmış Maliye Bakanı’nın tam bu safhada gerilip “kalp rahatsızlığı” geçirerek yurtdışına sevki de tuhaf tesadüftür.

DEDİK

1. Doğan Grubu, “cezaya konu hisse işlemi, ceza ve miktarın hesabı” ndan ziyade, “haberler yüzünden cezalandırma” üstünde durduğuna göre, bunu “mali” değil, öncelikle “siyasi” görüyor.
2. Oysa, “işlemler haklı veya haksız”; Uzan, Karamehmet, Sabah grupları (Bilgin dönemi de, Ciner dönemi de) bu tür işlemlere maruz kaldığında, iktidarlara, “kanunlar”a, “Devlet raporları”na ve her türlü uygulamaya sahip çıkan, lojistik destek veren, manşetlerle kuyu kazan, rakiplerinin batışı için tef çalan da aynı gruptu (Bugün de başkaları aynı).
3. Şimdi “ilke timsali” Medya Grup Şeyi Genel Yayın Yönetmeni’nin “Bir gün sizin de başınıza gelebilir” demesi o yüzden manasız!

GEDİK

1. Meseleyi “basın özgürlüğü” açısından ele almak “doğrular”dan sadece bir tanesi.
2. Hakikaten, bu iktidarın ne kültüründe, ne fiziğinde “basın özgürlüğü” meselesine dair tutarlı, harbi, saygılı bir tavır yok. Tam tersine, “yandaş” arama, “yandaş” ına dahi alınıp “silebilme”, “karşıt”ı hazmetmeme, kinlenme renkleri bol. Bunu en iyi, “has” adamken bir şeyine kızılıp yerinden edilen, sonra kendini affettirmek için koca Kongre merkezinde Başbakan’ın kapısında nöbet bekleyen, ardından şimdi “cesur, bağımsız, muhalif” geçinenler bilir. “Akreditasyon”la gazeteci cezalandırıp şimdi “basın özgürlüğü hastası” grupta köşe verilenler bilir.
3. Ancak, “büyük medya grubu”nun basın özgürlüğüne dair bir samimiyeti de yok. Gazeteci susturan, gerekirse kovan, haber sansürleyen, yazı tıraşlatan, bu iktidar yahut önceki için (bazen yandaş bazen kandaş) manipülasyon yapan, medya dışı işlerde rakiplerini medya gücüyle sindirenlerin, haberleri ve gazetecileri menfaat için takasa sokanların “basın özgürlüğü” diye köklü bir derdi zaten yok. Her yandakilerin öyle.

DELİK

1. Bu ülkede iktidar olan, hele güçlü seçmen desteği, itaatkâr bir parti, öyle ya da böyle bir karizma kanaati ile donanmışsa, kendini “dokunulmaz ama kafasına göre dokunan, vuran” kabul ediyor.
2. Bu ülkenin en büyük medya grubu da patronuyla, yönetimiyle kendini “dokunulmaz ama istediğine dokunan, vuran” sayıyor.
3. Bu ülkede komutanlar da kendilerini “dokunulmaz ama doğal olarak herkese dokunabilen, vurabilen” biliyor.
4. Bu şahsiyet ve kurumlara yakın konuşlananlar da onları ve kendilerini öyle sanıyor.
O yüzden, bizimkisi baştan sona bir “imtiyaz cumhuriyeti”; sağdan sola “gücü yeten yetene demokrasisi”; tepeden tırnağa “çakma hukuk devleti”.

DİMDİK

1. Böyle zamanlar “cesur” gazetecilerin bağımsızlık, etik ve “şirketi savunma” zamanı! Kalemlerden isyan fışkırıyor. Şantajcı gazetecilik yapmış olanlar şantaj karşıtı, biat köşesi açmış olanlar biat düşmanı, otosansür jiletleri özgür habercilik şampiyonu, medyayı menfaat için kullanmış olanlar ahlak timsali, başka gruptayken bu patrona sülale boyu küfür etmiş olanlar şimdi patronun yeminli şahidi, hayatları hizaya girmekle geçmiş olanlar Bolivya dağlarında Che olarak temayüz ediyor.
2. Yukarıdakileri patron tetikçiliği ile eleştirenlerin ciddi kısmı da, Cumhurbaşkanı, Başbakan, iktidar “beraberinde zati gazeteci” olduklarını, kalemlerinin önünü nasıl iliklediklerini, cemiyet, cemaat, menfaat ve icraat odalarında nasıl teslim olduklarını, kendilerini, gazetelerini, ilavelerini nasıl kullandırdıklarını, gazetecilik ve basın özgürlüğünden esasta esaslı bir şey anlamadıklarını sırıta sırıta gösteriyorlar.
3. İkiyüzlüler aynı zamanda birbirlerinin de iki yüzü, ikinci yüzü, yüzsüzü olarak sırıtıyor!
4. İlle “cesur gazeteci” arıyorsanız bugünlerde;
“Gözü kara” davranarak, bana göre çok boyutlu düşünce, sabırlı örgütlenme, zamanlaması yerinde eylem ve geniş katılımlı bir geleceğe dair “gözleri kapalı” hareket etmişlerse de…
Kovulmayı, işsizliği, azınlıkta kalmayı, her yeri doldurmuş cumhuriyetçi, demokrat, özgürlükçü büyük gazetecilerce hiç anılmamayı, milyar dolarlık kıymeti ve milyonlarca dolarlık vergi cezası olan büyük medyalarda hiç değer verilmemeyi “göze alarak” bizim bina önünde “grev” yapan “az sayıdaki gazeteci”yi seçebilirsiniz.
Haklı ya da haksız, yerli yersiz bulmanız başka bir şey; hakikaten “biat etmeyen, boyun eğmeyen, bağımsız, özgür gazeteci” arayan bir medya, patron veya yönetici, “bu çocuklar”a özel değer verirdi!
“Yalan dolan piyasası” nda, hiç olmazsa “vicdanen doğru” bildiklerini yaptılar! Sanırım; haberde, yazıda, fotoda, görüntüde, sayfada da öyle yaparlardı.

Umur Talu / Sabah / 22 Şubat 2009

Share.

About Author

Her zaman doğru, daima net. Takip edin twitter veya instagram

Leave A Reply