Kimi kollayacağımı şaşırdım

0

Oysa kendimi tanıyorum ve ilgi odağı olmaktan da hiç hoşlanmıyorum. Sonuçta olgular üzerine oturmasına özel çaba sarf ettiğim yorumlar yapan biriyim ben ve yorumlarımın ardındaki ‘motif’ yerine görüşlerimin tartışılmasını isterim.

Önceki gün, burada, son Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısından çıkan 25 re’sen emeklilik kararıyla ilgili görüşümü açıkladım. Başbakanın başkanlık ettiği, milli savunma bakanının da katıldığı bir toplantı YAŞ ve oradan çıkan kararlara yargı yolu kapalı. Son 20 yıl içerisinde, YAŞ, bu yüzden sürekli bir tasfiye zemini olarak kullanıldı. Siyasiler bu durumdan çok rahatsız ve Ak Parti iktidarı döneminde ‘şerh yazma’ âdeti başlatıldı.

Yazımı okuyanlar hatırlayacaktır: “Tasfiyeleri önlemeye yaramayan ‘şerh yazma’ uygulaması garip kaçıyor, gelin bu şerh yazma işinden vazgeçin” demeye getirdim. YAŞ kararlarını yargı denetimi dışında tutmaya yarayan anayasa maddesini (m. 125) değiştirmek, bu yapılamıyorsa gelen dosyaları önceden incelemek, yeterince ikna edici olmayan dosyaları görüşmemek… Herhalde doğru olan bu tür alternatif yollar aramak olmalı.

Çok satan bir gazetede, benim bu yazıyı, artık cumhurbaşkanı olmuş Abdullah Gül’ü siyasilerin şerh koyduğu kararları onamasından duyduğum rahatsızlık yüzünden yazdığımı ileri süren bir değerlendirme çıktı.

Demek onların orada işler böyle oluyor. Emir ve talimatlarla, ya da en azından birilerinin hoşuna gitmek için yazılıyor yazılar…

Benim öyle bir derdim yok. Siyasete atılan ceremesini de kendi çeker. Siyasilerin ceremesini hafifletmek için küçük parmağımı bile oynatmam. Yazdığım yazılar yüzünden bir sorumluluk söz konusuysa kendime siyasilerden ortak aramaya da kalkmam.

O değinmeyi yapanın unuttuğu bir ‘olgu’yu herkese hatırlatayım: YAŞ’ta fiiliyatta hiçbir sonuç doğurmayan kararlara şerh yazma uygulamasına bugün değil son birkaç yıldır karşı çıkıyorum ben. Bulduğum her fırsatta bunu açıklıyorum da. Konuyla doğrudan ilgili “Şerhe lüzum var mı?” başlıklı önceki yazımın tarihi 3 Ağustos 2006.

Buna da, “Ee, tabii Abdullah Gül cumhurbaşkanı olacaktı, ona hazırlık olsun diye yazmıştır” tepkisini veren çıkarsa şaşırmam.

Son zamanlarda zihnimi işgal eden düşünce şu: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bulunduğu yerde benim herhangi bir yol göstermeme, kendisini koruyup kollamama ihtiyacı yok; işini gerçekten olabildiğince doğru bir düzlemde yerine getiriyor. Bu sebeple, gündüz ve geceler boyu ürettiğim her yeni görüşün, yaptığım her yorumun Başbakan Erdoğan’ın işine yaramasını, yükünü hafifletmesini arzu ederim. Nitekim yazdığım her iki yazıdan biri zihnimi işgal eden bu düşüncenin sonucu.

YAŞ kararıyla ilgili yazım da o amaçla yazıldı. Daha kalıcı bir çözüm bulunana, ya da askerleri ikna edene kadar ‘şerh yazma’ uygulamasından vazgeçerek YAŞ’ta daha uyumlu bir görüntü vermek… Cumhurbaşkanı kararları onayarak kendi ‘uyumlu’ görüntüsünü veriyor nasıl olsa; hükümetin başıyla savunma bakanı da aynı görüntüyü verse, bu kimin işine yarar?

Her yazımdan takım tutma saplantısını destekleyen bir sonuç çıkaran yazarın patronu için de epey fikir ürettim ben; keşke kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen etrafındaki tezviratçılara kulak vereceği yerde samimi uyarılarımı dinleseydi. Dinleseydi, bugünkünden birkaç misli daha zengin olmayı başarırdı.

Kendimi olayların merkezine koymamı gerektiren böyle bir yazı yazmak zorunda kaldığım için ne kadar rahatsızım, bir bilseniz.

Fehmi Koru / Yeni Şafak / 6 Aralık 2008

Share.

About Author

Her zaman doğru, daima net. Takip edin twitter veya instagram

Leave A Reply