Kadınların öldürülmediği bir Türkiye için…

0

[Fotoğraf: Kemal Aslan]

Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu namussuz bir çağ bu biliyorsun….

– Cemal Süreya

Kadınlar, ‘önlenebilir ölüm’ diye tabir edilen insan eliyle- erkek şiddeti eliyle hayattan koparılmaya devam ediyor. Erkek şiddetinin kurbanı bu kez Emine Bulut oldu.

SİNAN SAYRUGAÇ

Kırıkkale’de eski eşi Fedai Baran tarafından bıçaklanan Emine Bulut’un hayatını kaybetmeden önceki son görüntüleri ortaya çıktı. Kızının “anne lütfen ölme” diye ağladığı, Emine Bulut’un “ölmek istemiyorum” diye haykırdığı…

Emine Bulut’un isyanı tüm Türkiye’yi ağlattı. Ancak ağlamak yetmiyor. Bir şeyler yapmak gerekiyor.

Emine Bulut cinayeti ne ilk ne de son cinayet. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, 2017 yılında 409 kadın erkekler tarafından öldürülürken bu sayı 2018 yılının ilk 7 ayında 243’tü.

2019 yılının ilk 6 ayında 214, temmuzda 31 kadın erkekler tarafından öldürüldü.

Şiddet, sadece maruz kalan kişileri değil, geride bıraktıklarını yakınlarını etkiliyor. Hayatta kalan kadınların geri kalan hayatını etkiliyor. Tüm toplumu etkiliyor.

Peki ne yapılması gerekiyor?

Öncelikle 6284 Koruma Kanun etkin ve geniş kapsamıyla uygulanmalı. Her kadın, ekonomik durumu ve şartları ne olursa olsun, kanuna başvurabilmeli, şiddetten kurtulabilmeli.

Tehditten korunamamış bir kadın zarar görmüş ise etkin kovuşturma yapılmalı.

Cezasızlığa neden olan indirimler, serbest bırakmalar uygulanmamalı.

Kadınları korumak için alınacak tedbirler sadece ‘çağrılı koruma’ ve ‘uzaklaştırma’dan ibaret olmamalı.

Her kadının ihtiyacına cevap verecek biçimde, çocuklarıyla yaşamını idame ettirmesini sağlayacak barınma yeri temin edilmesi, sığınma evleri, geçici yardım, meslek edindirme, istihdam sağlama, kreş desteği, gerektiğinde kimlik bilgilerinin gizlenmesi ve hatta yurtdışında mültecilik hakkı tanınmasına kadar pek çok tedbir var.

Tedbir var ama uygulama yok.

Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadelede Sağlık Hizmetleri Kitabı; Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, BM Nüfus Fonu Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele Projesi sonuçlarına göre:

Şiddetin türüne göre değişmekle birlikte yüzde 30-40 oranında kadın şiddete maruz bırakılıyor. Her yıl binlerce kadın korunma için başvuru yapmasına rağmen halen fiziksel ve/veya cinsel şiddet gören kadınların yüzde 89’unun hiçbir kuruma başvurmadığı, başvuranların da en fazla polise başvurdukları ortaya çıkmış. Polis başvuruların yüzde 29’unu eşiyle uzlaştırmış, yüzde 23’üne tedbir kararı çıkartmış ve yüzde 41’ini başka kurum ve kuruluşlara yönlendirmiş. Yüzde 13’ü için bir şey yapılmamış.

Erdoğan: Kadın erkek eşitliği fıtrata ters

Sinan Sayrugaç: Fıtrat söylemi ile kadına şiddetin kapısı aralanıyor

İstanbul Sözleşmesi hayata geçirilmeli

İstanbul Sözleşmesi olarak anılan Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldı, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi.

Şiddetin nasıl duracağını bütün yönleriyle somut kurum ve yetkililere, somut görevler vererek gösteren sözleşme, bu konuda dünyadaki en iyi rehber niteliği taşıyor.

Medya şiddeti normalleştirmemeli

CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer’in hazırladığı ‘Dizilerin Şiddet Karnesi’ başlıklı rapora göre, en çok izlenen sekiz dizide toplam 23 sahnede kadına yönelik şiddet uygulandığı görülüyor.

Kadına yönelik şiddet haberleri, televizyonlarda, gazetelerde, internet sitelerinde ve sosyal medyada da geniş yer buluyor. Bu süreçte ne yazık ki bazı medya kuruluşları, kadın cinayetinden avantaj sağlamanın bir hak ihlali olduğu unutuyor. Cinayet haberleştirilirken TGC’nin Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi ile Medyada Çeşitlilik Kılavuzu’na aykırı bir yaklaşım benimseniyor.

Medyanın, başta şiddet, taciz ve tecavüz haberleri olmak üzere tüm haberleri yaparken şu noktalara dikkat etmesi gerekiyor:

• Medya sahip olduğu güç ile toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üreten bir araç olmak yerine, toplumsal cinsiyet eşitliğini gerçekleştirme hedefine katkıda bulunmak için bir mücadele alanı ve aracına dönüştürülmeli.

• Gazeteciler haber yaparken cinsiyet ayrımcılığına dayalı şiddeti hiçbir biçimde meşru göstermemeli, şiddetin toplumsal düzlemdeki önemini azaltacak sansasyonel kullanımlardan ve mizah malzemesine dönüştürme eğilimlerinden uzak durmalı.

• Mağduru küçük düşürücü durumlarda gösteren fotoğrafların kullanılmasından kaçınılmalı.

• Taciz ve tecavüz gibi cinsel suçların haberleştirilmesinde kullanılan dile özen gösterilmeli.

• Saldırganın ifadesinden yararlanılarak hazırlanan metinlerin mağdur ve yakınları açısından yaralayıcı olabileceği göz önünde bulundurulmalı.

• Failin değil mağdurun teşhir edilmesinden vazgeçilmeli.

• İnternet haber sitelerinde mağduru savunmaya, vahşi cinayeti lanetlemeye dönük yorumlar da bile yine kadını hedef alan hakaretlerin yer alması engellenmeli.

• Bu haberlerde kullanılan görsel malzeme ile anlatım biçiminin pornografik ve özendirici çağrışımlar yaratmamasına dikkat edilmeli.

• Sorumlu bir anlayış benimsenerek şiddete uğrayan ya da risk altında olanlar, çözüm yolları ve yöntemleri konusunda bilgilendirilmeli, var olan kuruluş ve yardım hatlarının erişim bilgileri haberde yer almalı.

Son olarak

Kadınlar, kendi hayatları hakkında karar verme yetkisine sahip olan özgür ve eşit bireyler olarak görülmeli. Kadın emeği, bedeni, kimliği üzerinde kurulmak istenen tahakküm ortadan kalkmalı. Yetkili ağızlardan üretilen ve pompalanan cinsiyetçi söylemler son bulmalı.

Aksi halde kadınların şiddet görmediği bir toplumsal yaşama ulaşmak mümkün değil…

Share.

About Author

Gazeteci, Yazar. Jurnal.Net. Takip edin twitter veya instagram

Leave A Reply