İnsanoğlu doğaya karşı ölçüsüz bir küstahlık içerisinde

0

Bilim insanları, yıllardır iklim değişikliğinin ‘aşırı hava durumlarına’ sebep olacağına dair uyarılarda bulunuyor. Dünya’nın her tarafından yaşanan sıcak hava dalgası, orman ve geniş kapsamlı yangınlar ile şiddetli yağışlar bu uyarıların önemini ortaya çıkartıyor.

SİNAN SAYRUGAÇ

Nature dergisinde yayımlanan bir makalede, modern insanlık tarihinin hiçbir evresinde sıcaklıkların, fosil yakıt tüketimine dayalı ekonomilerin geliştiği, üretim ve tüketimin emsali görülmemiş bir şekilde arttığı 20. yüzyıldaki gibi hızlı bir yükseliş sergilemediğine dikkat çekiliyor.

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu’nun (IFRC) verilerine göre, geçen 10 yıl içinde dünyada yaşanan doğal felaketler yaklaşık 2 milyar kişiyi etkiledi. IFRC tarafından açıklanan 2018 yılı dünya felaket raporunda, çocuk, kadın ve erkeklerin yüzde 95’inin hava koşulları ile bağlantılı felaketlerin olumsuz etkisini yaşadığı belirtiliyor.

Rapora göre, geçen 10 yılda yaklaşık 3 bin 750 doğal felaket yaşandı. Bunların yarısını oluşturan sel ve taşkınlar yaklaşık 730 milyon kişiyi etkiledi. Doğal felaketlerin diğer yarısını ise kasırga, sıcak hava dalgası, toprak kayması, yangın, deprem ve yanardağ patlaması gibi doğal felaketler oluşturuyor. Aşırı sıcaklar ve kuraklığın da geçen 10 yıl içinde 87 milyon kişiyi etkilediği tahmin ediliyor.

İklim değişikliğinin yol açtığı sıcakların 2030 yılına kadar dünya ekonomisinin verimliliğine de olumsuz etkide bulunacağı tahmin ediliyor. Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), söz konusu kaybın yaklaşık 80 milyon tam gün istihdama denk geleceğini açıkladı. Gelecek 10 yıl içinde toplam çalışma saatlerinin dünya çapında yüzde 2,2 oranında azalacağının kaydedildiği ILO raporuna göre, bu gelişmeden en fazla tarım ve inşaat sektörleri etkilenecek.

Sıcaklıkların zaten yüksek olduğu Batı Afrika ve Güney Asya’da iklim değişikliğinin iş dünyasına etkisinin daha da yoğun hissedileceğine dikkat çekilen raporda, dünyanın en yoksul bölgelerinde yaşayan insanların bu gelişme nedeniyle en büyük ekonomik kayba uğrayacak kesim olduğu kaydediliyor. Raporda buna bağlı olarak iklim değişikliğinin zaten halihazırda var olan ekonomik eşitsizliği güçlendireceği vurgulanıyor.

Bütün uyarılara ve yaşanan felaketlere rağmen insanlar, biyosferi bozan karbondioksiti püskürtüp duran otomobilleri, kloro-floro-karbonlu deodoran spreyleri olmadan yaşayamıyor. Radyasyon terapisinden, haşere ilaçlarından, süpermarkette bulduğu, doğanın çürütemediği plastik torbalardan vazgeçemiyor.

Ozon tabakasının yok olması, dünya atmosferinin ısınması, genetik çeşitliliğin geri dönülemez şekilde sürekli azalması insanların pek de umurundaymış gibi görünmüyor.

Ekonomik kalkınmaya önem verilirken ekolojik kaygılar dikkate alınmıyor.

İtirazlar dile getirildiğinde, ‘ihtiyaçlar’ öne sürülüyor.

Maalesef insanoğlu, üzerine doğa ve tarih tarafından konulmuş sınırları ihlal ederek ‘ihtiyaç ve acıları ortadan kaldırmak adına’ ihtiyaç ve acıları kendisi yaratmıştır.

İhtiyaçlar, insanların yaşamlarını sürdürmek için olmazsa olmaz gereksinimlerini ifade eder.

İstekler ise insanların yaşamlarını sürdürmek için zorunluluk duymadıkları, hayatlarını kolaylaştırmaya, daha iyi bir yaşam kalitesine sahip olmaya yönelik ihtiyaç duydukları keyfi eğilimlerdir.

İhtiyaçlar, istekleri, eksiklikler haline getirerek, bunların kaynaklarla doyurulması gerektiğini ileri sürüyor. Ancak istekler, sınırsız olduğu için kaynaklar, eksiklikten aldıkları değer nedeniyle nadir hale geliyor.

İşte doymak bilmez isteklerin, hep daha fazlasını istemenin temelinde bu yatıyor.

Radikal bir açgözlülüğe kapılarak, insani durum sınırlarını ihlal eden insanoğlu, isteklerini elde etmek adına doğaya karşı ölçüsüz bir küstahlık içerisinde hareket ediyor.

İnsanoğlunun ‘ait olduğu’ doğaya ‘sahip olma’ isteği, kendi sonunu hazırlıyor.

Share.

About Author

Gazeteci, Yazar. Jurnal.Net. Takip edin twitter veya instagram

Leave A Reply