Gazeteler patronların enstrümanlarından biri haline dönüştü

0

Batı’da basın denen kurum, doğuşundan itibaren müşterisinin işine yarayacak -ticaret gibi- alanlarda haber vermek amacı üstünde kuruluyor ve böyle gelişiyor. Bunun istisnaları, daha sonraki yıllarda, toplumlarda politizasyonun ilerlediği dönemlerde ortaya çıkıyor. Oysa, Türkiye’ye bakınca, Takvim-i Vekayi’den itibaren basının kendini hep bir politik misyona bağlı hissettiği görülüyor.

Medya sanayi kompleksinin post modern Batı toplumlarında iş hayatının çekirdeğini oluşturduğu günümüzde, Türk medyası, nereden gelip, nereye gidiyor? Şu dönemde medyayla ilgili böyle bir tartışmanın Türkiye’de özel bir önem taşıdığı muhakkak.

SİNAN SAYRUGAÇ

Basının hangi ellerde olduğu, Türk toplumunda nasıl bir işlev gördüğü  ve 21. Yüzyılda bu işlevin hangi yönde ilerlediği herkesi çok yakından ilgilendiriyor.

Medyanın sadece bugün itibariyle değil, geçmişten günümüze süregelen sorunları hep aynı.

Temel sorun, basının ya da medyanın ana işlevini yerine getirme olanaklarına sahip olup olmadığı konusu. Bilindiği gibi medyanın temel işlevi, halka gerçekleri duyurmak, aktarmak, halkı doğru bilgilendirmektir. Buna karşın, medyanın bir takım gerçekleri halktan saklama çabasında olan egemen güçler, özellikle de siyasal otoritelerle süregelen bir mücadelesi var. Bu durum, geçmişimizden bugüne inişli çıkışlı bir seyir izledi. Kimi zaman, basın bugünkünden çok daha sorumlu bir biçimde işlevine sahip çıkma çabası gösterdi.

Önemli bir fark bu noktada ortaya çıkıyor. Bugün medya, gerçeklerin halka iletilmesi yönünde, yahut gerçeklerin halktan ne ölçüde gizlendiği, saptırıldığı, manipüle edildiği konusunda geçmiş çoğu döneme göre, daha kötü, daha olumsuz bir noktada bulunuyor.

İşlevini yerine getirirken, basının gerçekleri doğru olarak aktarmasını ‘kalite’ olarak alırsak… Bugün bu bağlamda iyi bir noktada değiliz. Ama bu durum, daha çok tercihin bozulmasından kaynaklanıyor. Başka bir anlatımla, basının, halka gerçekleri bildirme tercihi arka plana kaymış durumda.

Basının halka gerçekleri aktarma işleviyle yükümlü kesimleri belirleyici değil.

Bugün sermaye, çok daha etkin biçimde belirleyici. Sorun da bundan kaynaklanıyor.

Basını oluşturan ve basının asıl işlevini yerine getiren basın çalışanlarının büyük çoğunluğunu belirleyici olmamasından.

İşlevlerin yerine getirilmesi açısından, özgürlük sorunu büyük önem taşıyor. Tabii bu, basının ve gazetecilerin  özgürlüğü sorunu değil, halkın da özgürlüğü sorunu.

Özgürlüğe sahip olmak mücadelesi, basın tarihinde tüm basın hayatımızda öncelikli sorun olarak süregeldi. Bugün de halen özgürlükler tartışılıyor.

Özgürlüğe tam sahip olunamaması, -ki bu halk adına da kullanılan bir özgürlük- önemli bir sorun ve bu bir gerçek. Basın özgürlüğü kavramının geçirdiği evrime de dikkat etmek gerek.

Basın özgürlüğü, gazetecilerin bireysel özgürlüğü olarak algılanırdı. Gazeteciler tarafından da toplum tarafından da.

Basının gerçekleri yansıtmasından yakınan siyasetçiler de, bu algılamayı istismar ederlerdi ve basına getirecekleri yeni kısıtlamalar için vesile olarak kullanırlardı.

Oysa artık bugün uzun mücadelelerden sonra anlaşılmıştır ki, basın özgürlüğü, daha genel deyimiyle iletişim özgürlüğü, gazetecilerin bireysel özgürlüğü değildir, halkın gerçekleri öğrenme, doğru bilgiyi edinme hakkının bir aracıdır. Ve bu özgürlükler doğru olarak, tam olarak kullanılabildiği takdirde elbet beraberinde hakları da getirmektedir.

Batı’da basın denen kurum, doğuşundan itibaren müşterisinin işine yarayacak -ticaret gibi- alanlarda haber vermek amacı üstünde kuruluyor ve böyle gelişiyor. Bunun istisnaları, daha sonraki yıllarda, toplumlarda politizasyonun ilerlediği dönemlerde ortaya çıkıyor.

Oysa, Türkiye’ye bakınca, Takvim-i Vekayi’den itibaren basının kendini hep bir politik misyona bağlı hissettiği görülüyor.

Bunun nedeni siyasetle basının çok iç içe geçmesi. Siyaset de medya da büyük güç. Son dönemde özellikle siyasete karşı ekonomik güce karşı basının zaafı görülüyor. Ama basının özellikle 1980’den sonra ekonomik büyüme ve gelişmeye paralel olarak geçirdiği yapısal değişim, onu siyasetle çok daha yakın ilişkiler içine soktu.

Siyasetçilerin, basını 2.5 gazete haline getirip, daha yakından denetleyebilmek ya da etki altında tutabilmek düşüncesi basından da muhatabını buldu. Ve tabii siyasal iktidarın da çeşitli teşvikleriyle büyüyen ekonomik çark, beraberinde bu ilişkileri de kaçınılmaz hale getirdi.

Özellikle gazete sahipleri açısından ‘işlev’ bir yana bırakılıp ‘misyon’ öne çıktı. Bu durum bir bağımlılık yarattı. Medya gücünü, halktan yana gerçekleri bildirmek endişesinden değil de tecimsel çıkarlarıyla belirlemeye başladı.

Geldiğimiz noktada gazeteler, patronların enstrümanlarından biri haline dönüşerek, asıl işlevinin yani halkın gerçekleri öğrenme hakkının pratik aracı olmanın dışına çıktı.

Share.

About Author

Gazeteci, Yazar. Jurnal.Net. Takip edin twitter veya instagram

Leave A Reply