Barlas’tan televizyonculuk dersleri

0

Tribündekiler sahadaki oyunculardan neden daha gergin?

İktidar olmak için birbirleri hakkında kırıcı sözleri meydanlarda kolayca söyleyen parti liderlerinin ruh hallerini anlamak mümkün.
Birinin kazanması için diğerinin kaybetmesi gerekiyor.
Siyasetin amansız gerçeği bu…
Ancak televizyon kanallarında yayınlanan tartışma programlarında bağıran, çağıran, karşıt görüş sahiplerini susturmaya çalışan konuşmacıları anlayamıyorum.
Çoğulcu demokrasinin bir temel öğesi “Katılım” olsa bile, televizyon programlarındaki sinirli tartışmacılar nihai değerlendirmede siyasetin tribündeki izleyicileridir.
Onlardan beklenen sahip oldukları varsayılan bilgi birikimlerini ve yorumculuk yeteneklerini, televizyon izleyicilerine aktarmalarıdır.
Bu tür tartışma programlarının amacı tartışmacılardan birinin daha ağır üslupla konuşan diğer tartışmacı tarafından nasıl susturulduğunun sergilenmesi değildir ki…

Televizyonculuğun gerçekleri
Televizyonculuğun çok temel gerçekleri var.
Ekranda görüldüğünüz anda, bilin ki hiç tanımadığınız insanlardan oluşan bir ailenin evine konuk olarak giriyorsunuz.
Ekrandan değil de gerçekten böyle bir ailenin evine konuk olarak ziyarette bulunduğunuzu düşünün.
Oturduğunuz yerde bağırarak mı konuşursunuz?
Ailenin fertlerine kırıcı sözler mi söyler, sizden farklı düşünce sahibi olanları susturmaya mı, aşağılamaya mı çalışırsınız?
Televizyon böyle bir şey.
Evlere giriyorsunuz bir programda tartışmacı olarak yer aldığınızda.
Bilin ki “Kronik öfkeli” damgasını yediğiniz zaman kimse artık sizin söyleyeceklerinizi merak etmiyor.
Tabii başka gerekleri de var televizyon ekranında görünmenin.

Özenli olmak
Örneğin Walter Cronkite “Ekranda an akıllıca sözü söyleseniz bile kravatınız daha çok dikkati çeker” diyerek televizyon ekranında “Görüntüye özen göstermek” öğesinin önemini vurgular.
Bu özen gereği kadınlar için de erkekler için de söz konusudur.
Mesele güzel veya yakışıklı olmak meselesi değildir.
Üstüne başına, giyimine, görüntüsüne özenli olmak meselesidir bu.
İzleyici kitlelerine “Ben yaptığım işe ve sizlere karşı özenli davranıyorum” demektir bir anlamda.
Bu görüntüye konuşmalarınız ve davranışlarınızla “Saygı”, “Hoşgörü”, “Sabır” ve “Güler-yüz” gibi nitelikleri eklerseniz daha etkili olursunuz.
Sizin gibi düşünmeyen televizyon izleyicileri de sözlerinizi dinlemek gereğini duyar.

Şarkıdaki gerçekler
Televizyonların tartışma programlarında kendilerini “Kronik sinirli” veya “Akut öfkeli” rolüne uygun görenlere, geçenlerde bu köşede yayınladığım güftesi Hüsamettin Olgun’a ait olan ve Özgen Gürbüz’ün Nihavent makamında bestelediği şarkıyı yeniden hatırlatayım…
“Ateş alevde değil asıl közde gizlidir
Güzellik gözde değil asıl özde gizlidir
Rengi değil gözlerin bakışıdır mest eden
Gözden kalbe süzülüp akışıdır mest eden
Nağme gönlün eseri, sanma sazda gizlidir
Bestenin güzelliği önce sözde gizlidir
Güzel sözün gönülden çıkışıdır mest eden
Dudaktan kalbe gidip yakışıdır mest eden”

Mehmet Barlas / Sabah / 20 Mayıs 2011

Share.

About Author

Her zaman doğru, daima net. Takip edin twitter veya instagram

Leave A Reply